top of page

Köyler Neden Mahalle Oldu? 6360 Sayılı Kanun’un Güneydoğu Anadolu’da Üretim ve Hayvancılık Üzerindeki Sessiz Etkisi

  • Yazarın fotoğrafı: Mehmet Onur Kılıç
    Mehmet Onur Kılıç
  • 21 Nis
  • 2 dakikada okunur

12 Kasım 2012’de kabul edilen, 30 Mart 2014 yerel seçimleriyle fiilen yürürlüğe giren 6360 sayılı Kanun, Türkiye’de kırsal yönetim anlayışını kökten değiştirdi. Büyükşehir belediyesi sınırları içinde kalan tüm köyler ve beldeler mahalle statüsüne alındı. Resmî söylem; hizmet birliği, idari sadeleşme ve planlama kolaylığıydı. Ancak bu düzenleme, sahada bir kolaylaştırma değil, merkezileştirme operasyonu olarak karşılık buldu.


Wide angle view of a historical Turkish building
Why Were Villages Turned into Neighborhoods? The Silent Impact of Law No. 6360 on Production and Livestockin Southeastern Turkey

Özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi gibi üretimle ayakta duran coğrafyalarda, bu yasa kırsalın idari değil ekonomik ve sosyolojik tasfiyesine dönüştü. Köylerin tüzel kişiliği kaldırıldı. Meralar, yaylaklar ve ortak alanlar belediyelerin tasarrufuna geçti. Köylü, üretici kimliğinden çok mülk sahibi ya da vergi mükellefi olarak tanımlanmaya başlandı. Tarım arazileri üretim değeriyle değil, imar potansiyeliyle ölçülür hale geldi.


Bu politikanın en yıkıcı sonuçlarından biri hayvancılık alanında yaşandı. Mahalle statüsüyle birlikte ahırlar yerleşim alanı sayıldı; çevre ve düzen gerekçeleriyle küçükbaş ve büyükbaş hayvancılık fiilen yasaklandı. Aile ölçeğinde sürdürülen hayvancılık ya şehir dışına sürüldü ya da tamamen terk edildi. Bu yalnızca hayvan sayısının azalması değildir; süt, et, yem, gübre ve mera etrafında kurulu yerel üretim zincirinin bilinçli biçimde kırılmasıdır.


Hayvancılığın gerilemesiyle birlikte kırsal gelir düştü, üretim cazibesini kaybetti ve genç nüfus için göç neredeyse tek seçenek haline geldi. Toprak verimsizleşti, üretim kültürü zayıfladı. Köy mahalle oldu; ama üretim alanı olmaktan çıkarıldı. Bu tablo, kırsal kalkınma değil; kırsalın şehir lehine boşaltılması anlamına gelmektedir.

Bu nedenle İran–İsrail gerilimi büyüdüğünde Türkiye sadece diplomatik açıklamalar yapan bir ülke değil, sonuçları doğrudan yaşayan bir ülke haline gelir.


6360 sayılı Kanun bugün hâlâ “idari reform” olarak savunuluyor. Oysa gerçek şu: Bu yasa, yerel iradeyi zayıflatmış, üreticiyi karar mekanizmalarının dışına itmiş ve kırsalı merkezden yönetilen bir arsa rezervine dönüştürmüştür. Yerel olanın tasfiyesi, ulusal gıda güvenliği ve bölgesel kalkınma açısından da ciddi bir risk üretmektedir.


Bu nedenle çözüm, daha fazla merkezileşme değil; yerel iradenin yeniden güçlendirilmesidir. Kooperatifler, üretici birlikleri ve yerel örgütlenmeler bugün yalnızca ekonomik araçlar değil, aynı zamanda kırsalın siyasi ve sosyal denge unsurlarıdır. Kırsal ancak üretimle ayakta kalır; üretim ise yerinde, örgütlü ve söz sahibi bir topluluk gerektirir.



Sonuç

6360 sayılı Kanun bir yönetim tercihi değil, bir kalkınma tercihsizliğidir. Kırsalın geleceği, masa başı planlarla değil; toprağın, üreticinin ve yerel aklın yeniden merkeze alındığı politikalarla kurulabilir.


Merkezileştiren değil, yerelleştiren; yasaklayan değil, üreten; seyrelten değil, güçlendiren bir kırsal politika istiyoruz.

Yorumlar


bottom of page