top of page

Karadeniz’de Maden Kuşatması: Mesele Sadece Maden Değil, Devlet Aklıdır!

  • Yazarın fotoğrafı: Mehmet Onur Kılıç
    Mehmet Onur Kılıç
  • 29 Nis
  • 2 dakikada okunur

Bugün Giresun ve Ordu’da yaşananlar, basit bir çevre tartışmasından çok daha fazlasıdır. Bu tablo; Türkiye'nin nasıl yönetildiğinin, kaynaklarının nasıl paylaştırıldığının ve hukukun nasıl uygulandığının somut bir göstergesidir. Resmi verilere göre Giresun il genelinin yüzölçümünün %85'inin maden arama sahası ilan edilmesi, doğaya karşı işlenen bir cinayet olmanın ötesinde, tam anlamıyla bir "bölgesel kuşatma" planıdır.



Wide angle view of a historical Turkish building
Karadeniz’de Maden Kuşatması: Mesele Sadece Maden Değil, Devlet Aklıdır!

2 Nisan’da gerçekleştirilen ihale ile Giresun merkeze bağlı Batlama Vadisi'nde 14 köyü kapsayan devasa bir alan maden arama sahası ilan edildi. Kâğıt üzerinde 'arama ruhsatı' denilen bu kararla; sahada yaşayan insanlar için toprağın, suyun ve geçimin belirsizliğe sürüklenmesi süreci resmen başlatılmıştır. Tehlike sadece Giresun ile de sınırlı değildir; Ordu'nun incisi Aybastı Yaylası da aynı maden kıskacı altındadır. İş makineleri yaylalarımıza girmekte, asırlık doğal mirasımız bir avuç rant uğruna delik deşik edilmektedir.


Burada sorulması gereken temel soru şudur:


Bir ülke, dünya fındık üretiminin merkezinde yer alırken, kendi üretim havzalarını neden bu ölçekte bir riskin içine sokar? Bu sorunun cevabı teknik değil, siyasidir. Türkiye'nin ihracat gücünün en önemli kalemlerinden biri olan fındık, yüz binlerce insanın yegâne geçim kaynağıdır. Bu üretim alanlarının maden ruhsatlarıyla kuşatılması; yalnızca tarımı değil, bölgesel ekonomik dengeyi de doğrudan tahrip etmektedir.


Maden projelerinin topluma istihdam ve bölgesel kalkınma vaadiyle sunulması, maden işçilerimizin bugün Ankara sokaklarında verdiği hak mücadelesiyle çelişmektedir. Kendi çalışanının alın terini vaktinde ödemeyen, işçi haklarını ve tazminatlarını güvence altına alamayan bir yönetim anlayışının; Giresun ve Ordu halkına sürdürülebilir bir refah vaat etmesi gerçekçi değildir.


Emekçinin hakkını koruyamayan bir sistemin, köylünün toprağını ve doğasını korumasını beklemek mümkün değildir.


Mesele Yalnızca Ekonomi Değil!


Şebinkarahisar’da yaşanan atık sızıntısı felaketleri ve Doğankent’teki faaliyetlerin çevresel etkileri bizlere bu risklerin teorik değil, acı birer gerçek olduğunu göstermiştir. Daha vahimi ise hukuk ile uygulama arasındaki derin kopuştur. Mahkemelerin verdiği "yürütmeyi durdurma" kararlarına rağmen sahada faaliyetlerin devam etmesi, Türkiye’de hukukun bağlayıcılığına dair ciddi bir kriz yaratmaktadır. Eğer bir ülkede mahkeme kararları sahada karşılık bulmuyorsa, orada sorun sadece çevre değil, doğrudan devlet düzenidir.


Kamu-Özel Sektör İlişkisi


Bu projelerde yer alan şirketlerin siyasi bağlantıları üzerinden yürüyen tartışmalar, yatırım kararlarının gerçekten "kamu yararı" gözetilerek mi alındığı sorusunu haklı olarak gündeme getirmektedir. Bu soruya şeffaf bir cevap verilmediği sürece, toplumun devlete olan güveni zayıflamaya devam edecektir. Bugün Tirebolu’da, Doğankent’te ve bölgenin her noktasında yükselen hareket, yalnızca bir çevre refleksi değildir; bu, insanların yaşam alanlarına, ekmeğine ve geleceğine sahip çıkma iradesidir.


Unutulmamalıdır ki; devlet ile vatandaşın karşı karşıya gelmesi, sağlıklı bir yönetim biçimi değildir. Devletin asli görevi, vatandaşını bir şeye mecbur bırakmak değil, ona güven vermektir. Güvenin sarsıldığı yerde, en küçük yatırım bile toplumsal bir krize dönüşür. Bugün Karadeniz’de yaşanan tam olarak budur.


Koruma statüsüne sahip alanların, su havzalarının ve birinci sınıf tarım arazilerinin kontrolsüzce maden ruhsatlarına açılması, bir planlama hatasından öte bir yönetim zafiyetidir.



Sonuç


Bu tablo bir kalkınma modeli değil, bir yönsüzlük göstergesidir. Türkiye’nin önünde artık net bir tercih vardır: Kısa vadeli kaynak yağması üzerinden ilerleyen bir ekonomi mi, yoksa üretim, tarım ve sürdürülebilirlik temelli bir gelecek mi? Bu tercih artık ertelenemez.


Toprağın altındaki kaynağı bir şekilde çıkarabilirsiniz; ancak toprağın üstündeki üretimi ve halkın güvenini bir kez kaybettiğinizde, onu geri getirmek yıllar sürer.

Yorumlar


bottom of page