Create Your First Project
Start adding your projects to your portfolio. Click on "Manage Projects" to get started
Kültürel Miras Kimin İçin Korunuyor?
Proje türü
Kültürel Kalkınma
Güneydoğu Anadolu, insanlık tarihinin en eski ve en zengin kültürel miras alanlarından birine ev sahipliği yapıyor. Bu coğrafya yalnızca taş yapılarla değil; hikâyeleri, zanaatları, sözlü tarihi ve yaşam biçimiyle anlam kazanıyor. Ancak bugün temel bir soruyla karşı karşıyayız:
Kültürel miras korunuyor mu, yoksa sadece sergileniyor mu?
Koruma Var, Katılım Yok
Son yıllarda bölgede birçok kültürel varlık restore edildi, koruma altına alındı ve turizme açıldı. Kağıt üzerinde bu olumlu bir tablo gibi görünse de sahada önemli bir eksiklik göze çarpıyor: Yerel halk bu süreçlerin büyük ölçüde dışında.
Kararlar çoğu zaman merkezî kurumlar ve uzman kurullar tarafından alınıyor. Yerelde yaşayan insanlar ise danışılan değil, sonuçlara uyması beklenen bir konumda kalıyor. Bu durum korumayı teknik olarak mümkün kılsa da kültürel sürekliliği zayıflatıyor.
Taş Ayakta, Hafıza Kayıp
Koruma yaklaşımı çoğu zaman “yapıyı ayakta tutmak” ile sınırlı kalıyor. Oysa kültür yalnızca taş değildir.
Sözlü tarih
Yerel anlatılar
Kadim üretim bilgisi
Zanaatlar ve gündelik pratikler
bu yapıların gerçek anlamını oluşturur. Yerel halk sürecin dışında bırakıldığında, bu bilgi aktarımı kesintiye uğruyor.
Bugün Hasankeyf örneğinde yaşananlar ya da Göbeklitepe’de anlatının büyük ölçüde akademik dile sıkışması, bu kopuşun en somut göstergeleridir. Yapılar korunuyor, ancak halkın hafızası ve anlatıcılığı geri planda kalıyor.
Ekonomik Fayda Yerelde Kalmıyor
Bir diğer önemli sorun ise kültürel mirasın yarattığı ekonomik değerin yerel halkla buluşamaması. Turizm gelirleri çoğu zaman büyük işletmelere, zincirlere ve dışarıdan gelen aktörlere gidiyor. Yerel halk;
rehber,
anlatıcı,
üretici,
ortak
olamıyor.
Bu durumda kültürel miras, halk için bir değer üretmek yerine hayatı zorlaştıran bir unsur hâline gelebiliyor.
Gerçek Koruma Ne Demektir?
Gerçek koruma, yalnızca yapıları restore etmek değildir. Gerçek koruma:
Yerel halkı sürecin öznesi yapmak,
Kadınları ve gençleri kültürel üretimin merkezine almak,
Sözlü tarihi kayıt altına almak,
Kültürü yaşamın ve yerel ekonominin parçası hâline getirmek,
Koruma kararlarında yerel temsili güçlendirmek
demektir.
Başka bir ifadeyle: Koruma, halka rağmen değil; halkla birlikte yapılmalıdır.
Sonuç
Yerel halk koruma süreçlerinin dışında bırakıldıkça, Güneydoğu Anadolu’nun kültürel mirası ayakta kalıyor gibi görünse de yaşamdan kopuyor. Taş korunuyor, fakat anlam kayboluyor. Oysa kültürel mirasın gerçek gücü, onu taşıyan insanlarla birlikte yaşatıldığında ortaya çıkar.
Kültürü korumak, geçmişi muhafaza etmek kadar geleceği inşa etmektir. Bu da ancak yerel halkın sürecin merkezine alındığı bir yaklaşımla mümkündür.







