Create Your First Project
Start adding your projects to your portfolio. Click on "Manage Projects" to get started
Güneydoğu Anadolu’da Besiciliğin Gerçek Hikâyesi: Potansiyelin Önü Açılırsa Türkiye Nefes Alır
Proje türü
Güneydoğu Anadolu’da Besiciliğin Gerçek Hikâyesi: Potansiyelin Önü Açılırsa Türkiye Nefes Alır
Tarım ve hayvancılık dünyası bugünlerde “verimlilik”, “sürdürülebilirlik”, “buzağı kayıplarını azaltma” gibi ortak başlıkları daha yüksek sesle konuşuyor. Konuşulması da gerekiyor; çünkü Türkiye’nin gıda güvenliği artık masa başı bir başlık değil, sahaya dokunan stratejik bir zorunluluk.
Fakat bu tartışmaların içinde çoğu zaman unutulan bir gerçek var: Güneydoğu Anadolu, Türkiye hayvancılığının sessiz ama en kritik omurgasıdır. Bu bölgeyi anlamadan, hayvancılıkta sürdürülebilirlikten söz etmek mümkün değildir.
1. Mera kaybı büyüdükçe, besicinin nefesi daralıyor
Güneydoğu’da mera yalnızca otlatma alanı değildir; ailelerin geçim güvencesi, köy ekonomisinin dayanağı ve hayvan sağlığının temelidir. Bugün birçok köyde meralar:
aşırı otlatma,
plansız yapılaşma,
yıllardır ertelenen ıslah projeleri
sebebiyle daralıyor.
Mera kaybeden bir bölge, geleceğini kaybeder. Çünkü yem maliyetini düşüremeyen üretici ayakta kalamaz.
2. Yem maliyetleri üreticinin kaderini belirliyor
Türkiye genelinde yem maliyetleri hayvan başına giderin %70’ini oluşturuyor. Güneydoğu’da bu oran daha bile yüksek. Bölgesel planlaması olmayan bir yem politikası, besicinin kaderini “piyasa dalgalanmalarına” teslim ediyor.
Biz bu bölgeyi güçlendirmek istiyorsak, ilk adım bellidir: Yem bağımlılığını azaltacak bölgesel üretim modeli kurulmalıdır.
3. Gençler üretimden uzaklaşıyor; bu sadece ekonomik değil, kültürel bir kayıptır
Köylerde son yıllarda en çok duyulan cümle: “Genç yok.”
Bunun bir nedeni ekonomik kârsızlıksa, diğer nedeni perspektif eksikliğidir. Hayvancılık, modern ekipman, eğitim, teknoloji, pazara erişim gibi imkânlarla desteklenmediği sürece gençler için cazip bir gelecek sunmaz.
Bu yalnızca üretimin değil; kuşaklar arası bilgi birikiminin de kaybıdır.
4. Kadın emeği görünmez oldukça, verimlilik de düşer
Güneydoğu’da besicilik denilince akla hâlâ erkek emeği geliyor. Oysa gerçekte:
hayvan bakımının büyük kısmını,
sağım süreçlerini,
ev içi üretim görevlerini
üstlenen kadınlardır.
Kadını üretimin merkezine almak, yalnızca sosyal adalet değil; ekonomik verimlilik meselesidir.
5. Küçük aile işletmeleri olmadan hayvancılık büyümez
Türkiye’de hayvancılığın büyük kısmı hâlâ küçük aile işletmeleri tarafından yürütülüyor. Bunlar bölgenin sigortasıdır.
Ama destekler genellikle:
ölçeğe göre değil,
ihtiyaca göre değil,
bölgenin yapısına göre değil
genel şablonlarla dağıtılıyor.
Güneydoğu’nun üretim modeline uygun, yerelleştirilmiş bir destek sistemi kurulmadıkça sahada gerçek bir iyileşme olmaz.
6. Kooperatifleşme üreticinin nefes borusudur
Besici tek başına piyasanın önünde duramaz. Ama kooperatif:
pazarlık gücü yaratır,
maliyeti düşürür,
aracıyı azaltır,
üreticiye istikrar sağlar.
Güneydoğu’da kurulacak güçlü kooperatif ağları, bölgenin kaderini değiştirecek en hızlı ve en etkili adımdır.
7. Türkiye’nin gıda güvenliği, Güneydoğu’nun üretim gücüyle doğru orantılıdır
Hayvancılık politikalarının başarıya ulaşması için bu bölgenin gerçekleri doğru okunmalıdır. Güneydoğu Anadolu yalnızca bir üretim havzası değil; Türkiye’nin gıda bağımsızlığı açısından stratejik bir alandır.
Bu nedenle politika geliştirirken:
maliyet gerçeğini,
iklim şartlarını,
su kaynaklarını,
genç nüfusu,
kadın emeğini,
pazar yapısını
birlikte değerlendiren bütüncül bir yaklaşım şarttır.
Sonuç: Üretici güçlenirse Türkiye güçlenir
Güneydoğu Anadolu’ya yatırım yapmak yalnızca bölgesel eşitlik değil; ulusal stratejik bir zorunluluktur. Hayvancılıkta sürdürülebilir dönüşüm; raporlarla değil, merayla, yemle, gençle, kadınla, kooperatifle mümkündür.
Bizim yaklaşımımız basit ama etkilidir:
Sahaya dokunan politika, ülkeyi güçlendirir. Üretici güçlenirse Türkiye güçlenir.







